Galatasaray Üniversitesi, İletişim Fakültesi'nden Tolga Çevikel Türkçe blog dünyasıyla ilgili tez çalışmasında politika üzerine yazan blog yazarlarıyla röportajlar yaptı.
Derin Sular,
Düşünceler,
Çağatayca,
Pakvizyon gibi ünlü blogların arasında benim gibi eti budu belli olmayan bir blog yazarına da sorular sordu, sağolsun. Mail yoluyla yaptığımız röportaj anı niyetine aşağıda. Bense bir süre yoktum buralarda, yine yokum, sarmıyor bu memleketin meseleleri beni. Sarmıyor değil aslında, çok sarıyor, boğuluyorum. Bir ara görüşmek üzere.
-Hapishane Günlükleri'ni Şubat ayında oluşturmuşsunuz. Altbeyin, Bira Sigara Futbol adlı iki blogunuz daha var. Tümü bu değil mi? Hapishane Günlükleri'ne benzer bir blogunuz daha var mıydı önceden?Daha önceden çalışamıyoruz.blogspot.com adresli arkadaşlarla ortak yazdığımız bir blogumuz vardı. Konseptsiz bir blog yaratma amacındaydık o zaman. Siyaset de yazarız, magazine de gireriz, müzik ve sinema eleştirisi ya da felsefe, edebiyat; klavyemize ne gelirse onu yazarız diyorduk. Epey eğlendik çalışamıyoruz'a yazarken. Vadesinin dolduğunu düşündüğüm bir zamanda, biraz da zirvede denilebilecek zamanda kapattık blogu. Günde 100-150 tekil tıka ulaşmıştık ortalama olarak. Hiç fena değildi.
-Hapishane Günlükleri'ni yazmaya nasıl ve neden karar verdiniz?Çalışamıyoruz'a yazdığım siyaset ve gündem yazıları diğer yazıların arasında kayboluyordu açıkçası. Düşünsenize, sizin gündem ya da siyaset üzerine yazdığınız bir analiz yazısının üstünde okuyucuyu güldürmeyi amaçlayan mizah içerikli bir yazı var, belki hemen altında da bir şiir ya da mesela bir futbol yazısı var. OKuyucunun algısı şekilden şekile giriyor konseptsizlikten dolayı. Öncelikle bu yüzden, biraz da kendi blogumda at koşturmak istediğimden dolayı hapishane günlükleri'ni açtım.
-Blog okumaya ilk ne zaman başlamıştınız? Yazmaya başlamadan önce ne tür/hangi blogları takip ediyordunuz?Kişisel blogları takip ediyordum. Blogların en güzel özelliklerinden biri olan link paylaşımı ile de diğer blogları keşfetmeye başladım. Ama başlangıç noktam bloglayan ve bundan büyük zevk alan bir arkadaşıma özenmek oldu açıkçası. Şubat 2006 olması lazım başlangıç tarihi. Benden çok daha eski yazarlar var ama yine de yeni sayılmam blog dünyasında.
-Daha önce gazetecilik veya yazarlık tecrübeniz olmuş muydu? (Ya da amatör olarak yazdıklarınız bir yerlerde yayınlanmış mıydı mesela?)Üniversitede okuyorum şu sıralar ve önümüzdeki birkaç yıl da bu süreç devam edecek. Okul dergisi, gazetesi ya da internette yayımlanan yazılarım haricinde profesyonel bir çalışmam olmadı. Gazetecilik büyük emek isteyen, sonunda da sizin bütün uğraşınıza karşı nankörlük edebilecek bir meslek. Üniversite sonrasında ya da sırasında böyle bir yol seçer miyim bilemiyorum ama yazmayı seven bir insan kaleminden, kağından, klavyesinden hiç bir zaman ayrılamayacağından dolayı bu yol da kapalı değildir diye düşünüyorum, ama profesyonel ama amatör.
-Neden kendi gerçek isminizle yazmayı tercih etmediniz?Bunun tek ve gerçek sebebi 21. yüzyıl insanının komplo teorileri karşısındaki ezikliği, cahilliği ve çaresizliği. Çok klasik, bilindik bir komplo teorisi vardır: İnternette izleniyorsunuz, "büyük birader" size gözetliyor, her yaptığınızı takip ediyor ve bu yaptıklarınız bir gün sizin karşınıza çıkacak. Bunun bir safsata olduğunu düşünsem de çoğu zaman, içimdeki o ufak korkudan dolayı bir takma ismin arkasına gizlendim. Malum siyaset yazıyorsunuz ve bilmeniz lazım ki ülkemizde siyasi görüşünden dolayı insanların hayatları değişebiliyor, değiştirilebiliyor kimi zaman.
-Blogunuza ne zamanlar yazma ihtiyacı duyuyorsunuz? Sizi yazmaya iten ne oluyor?Yazma işlemi birçok tetikleyicinin sayesinde oluyor aslına bakarsanız. Sizin içinizdekileri anlatma isteği, insanlara ulaşma isteği, beğenilme ve takdir görme arzusu, yorum yaparak fikir yığınına katkıda bulunma isteği vb. Kişisel bir bloga nazaran siyaset içerikli bir blogda yazı yazmak epey zor. Temel politika bilgisinin yanında gündemi takip etmek ve aynı anda seyreden birkaç meseleyi birden iyi analiz edebilmek lazım. Bunun için zaman lazım. Biraz da gündemi sürekli çalkalanan bir ülkede yaşamıyor olmanız lazım. Ülkemizde siyaset hakkında kendini tekrar etmeden yazmak çok zor. Gündem kendini tekrar ediyor çünkü.
-Bir yazınızı hazırlamak ne kadar zamanınızı alıyor genelde? Ya da şöyle sorayım, blogunuza günde ortalama ne kadar mesai harcıyorsunuz?Kişisel bloguma yazmak hiç zamanımı almıyor desem yeridir. Aklıma geliyor ve yazıyorum. Futbol içerikli blogumda da rahat sayılırım üslup konusunda. Çok zamanımı alıyor sayılmaz. Ama hapishane günlükleri'nde bir yazı yazmak için o konuda araştırma yapmak zorunluluk. Gündemi takip etmiyorsanız da kalem oynatmanız imkansız sayılır, bu da demek oluyor ki her gün okuduğum gazeteye harcadığım 20-30 dakika, yatmadan önce elime aldığım bir kitaba harcadığım 1 saatlik zaman, arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerde harcadığım vakit, televizyonda haberleri izlerkenki yarım saat vb gibi hepsini toplarsak eğer, epey zaman harcıyorum, evet. Bunun içinde yazma süreci yok, sadece benim beslenme diye tabir ettiğim süreç var. Benim gibi mükemmeliyetçi insanlar için beslenmenin ertesinde yazı yazmak kabir azabı. Sonuç olarak zaman, emek ve sabır isteyen bir süreç yazı yazma ya da bloglama işi.
-Site istatistiklerinizi takip ediyor musunuz? Blogunuzu ortalama kaç kişi okuyor günlük, aylık?Hapishane günlükleri'yle ilgilenemiyorum uzun zamandır. Geniş kitlelere ulaşamadan hevesimi kaybettim diyebilirim. Ama sansasyon peşinde koşmayan, google gibi arama motorlarına oynamadan sadece içeriğiyle iş yapmaya ve insanlara ulaşmaya çalışan amatör bir yazar için günlük 150-200 tekil tık sayısı epey iyi sayılır. Sizin gösterdiğiniz çabaya ve marifetinize bağlı. Hapishane günlükleri değil ama birasigarafutbol.blogspot.com bu sayıya ulaşıyor diyebilirim.
-Ulaşmak istediğiniz okuyucu profili/hedef kitleniz kim?Gündem ve siyaset denilince kutuplara ayrılmaktan, kategorize edilmekten, taraf diye nitelenmekten hoşlanmayan, meseleleri çift taraflı düşünmeyi tercih eden ve sadece benim fikrim demekten ziyade yeni ve diğer fikirlere de açık olan, eğitim seviyesi orta ve yüksek sayılabilecek 20-30 yaş civarı bir kitleye seslenmeye çalışıyorum. Tabi yazılarınızı herkese yayınladığınızdan dolayı hedef kitleyi seçebilmek gibi bir şansınız yok. Seçmek gibi bir isteğim de yok aslında. Herkes okusun ama herkesin anlamasını da beklemiyorum.
-Blogunuzu takip edenler, sizinle ilişki kuruyorlar mı? Kuruyorlarsa, hangi yollarla oluyor bu?Yorumlar aracılığıyla oluyor ilişkimiz. Çok sağlam olduğunu söyleyemem. O konuda fazla beklentim de yok; olsa iyi olur, olmazsa olmasın gibi düşünüyorum. Kimseye kafasına silah dayayıp yorum yaptıramam, içi dolu yorum yazmak da aslında bir nevi yazı yazmak oluyor çünkü. Okuyucu yazamayacağını düşünüyorsa yorum yapmasını da isteyemem.
-Yazarken dikkat ettiğiniz etik ilkeler neler? Şunu asla yapmam, şuna özellikle dikkat ederim gibi?Tabi ki öncellikli ilke içerik kopyalamamak. Bu konuda başkalarına değil ama kendime çok hassasım. Başkalarının benim içeriğimi benden izinsiz, kendileri yazmış gibi kullanmasını pek sorun etmiyorum. Herhangi maddi ya da manevi beklentim yok çünkü yazdıklarımdan. İnternetin kara deliğine attığınız artıklar hepsi sonuç olarak. Para beklemiyorum yazılarımdan ya da benim karakterimi yüceltmesini, beni diğer insanların önüne geçirmesini hayal etmiyorum. Yani alabilirler, kullanabilirler yazılarımı. Daha çok insana ulaşmanın en kolay yolu. Ama öte yandan kendim yazabiliyorken içerik kopyalamam, kimsenin yazısından kaynak belirtmeden alıntı yapmam. Bu temel bir ilke zaten.
Bir siyaset blogu için ise benim kişisel olarak bakış açım ve isteğim meseleye tek taraflı yaklaşmamak ve herkesin göremediği bir noktadan görmeye çalışmak. Farklı olmak yani. Kendini takip eden bir gündemimiz olduğu gibi aynı zamanda kendini tekrar eden bir de medyamız var. Öne çıkmanın tek koşulu farklı olmak. Tek taraflı yaklaşmamak da sizi bir partizan bir taraftar olmaktan uzaklaştırıyor. Daha sağlıklı bir bakış açısı sağlıyor.
-Şu anda hangi/ne tür blogları takip ediyorsunuz daha çok? Özellikle politik blogları/yorum bloglarını nasıl buluyorsunuz?Türkiye'de gelişmiş bir politika blogu dünyası olduğunu söyleyemeyiz. Çok emek istediğinden ve getirisi olmadığından dolayı ancak gönüllü olabilecek birşey bu. Devamlılığı sağlamak da kalıcı olmanın birinci şartı. Derinsular gibi, çağatayca gibi, ekonomitürk gibi bloglar ilk aklıma gelenler takip ettiklerim arasında. Getirisi olduğu zaman bu tip bloglar artacaktır diye düşünüyorum. Bahsettiğimiz zaman blog dünyasının yazılı ve görsel medyaya gerçek bir alternatif olabildiği zaman oluyor. Yurtdışında bu tip örnekler var aslında.
-Diğer blog yazarlarıyla ilişkiniz/tanışıklığınız var mı?Çok sayılmaz. Bu konuda bir isteğim ya da girişimim de olmadı. Blog buluşmaları ya da ödül törenleri de oluyor, takip ediyorum ama çok da samimi geldiğini söyleyemem.
-Sizce Türkiye medyasının en temel birkaç sorunu hangileri? İlk aklınıza gelenler, en önemli bulduklarınız.Kendini tekrar etmek demiştik. Bunun yanına çarpık çıkar ilişkilerini de koyabiliriz. Medyanın eleştirel yanının kaybolmasına neden olan çıkar ilişkileri -hatta ahlaksızlıkları demek istiyorum- yalnızca bugünün gazeteciliğine ya da yayıncılığına değil geleceğinkine de etki ediyor. Medyada çalışan çoğu insan belli prensiplerden uzak maalesef. Ahlaki konularda çelişkiler içindeler. Bir yolsuzluğu tespit ediyorsa eğer bir gazeteci, bu yolsuzluğu kimin yaptığı o haberi yayınlamasına etki edebiliyor. Ona ekmeğini veren adamın yolsuzluğunu ortaya çıkarması bir gazeteci için elbette epey zor ama bu durum da sistemin bir türlü rayına oturamamasına sebep oluyor.
-Sizin blog yazmanızda Türkiye medyasından duyduğunuz rahatsızlığın bir rolü olabilir mi?Elbette. Kendini tekrar eden ve profesyonel denilen medyamızı okumak yerine farklı bir noktadan bakabilen amatör bir blogcuyu tercih eden çok insan var.
-Bloglar, bu sorunlarla ilgili açılımlar sağlayabilir mi sizce? Neleri değiştirebilir?Biraz idealist olmak lazım sanırım bu konuda. Getirisi olmadığında, kaybedecek birşeyiniz olmadığında eleştirel tarafınız iyice keskinleşir. Ama ekmeğinizi kaybedecekseniz, toplumdaki sosyo-ekonomik pozisyonunuz etkilenecekse yaptıklarınızdan dolayı, o zaman o keskin eleştirel tarafı korumak için idealist olmak gerekiyor biraz. Kaybedecek çok şeyin olmaması gerekiyor. Blogunu zevk için yazan benim gibi biri için, evet diyebiliyorum ki ben yeni açılım getirebilirim. Ama mesela Fatih Altaylı'nın da blogu vardı birkaç ay öncesine kadar. Son çalıştığı gazeteden ayrıldığında bloglamaya başlamıştı ve sonrasında da Gazeteport'a geçmişti. Benim kadar pervasız yazabileceğini düşünmüyorum ben Fatih Altaylı'nın. Beklemiyorum da aslına bakarsan. Bundan para kazanıyor, sermayesi bu. Benim maddi manevi beklentim yok.
-Milliyet gazetesinin de bir blog hizmeti var. Takip ediyor musunuz, nasıl buluyorsunuz bunu?Birkaç kez göz attığım olmuştu. Beğenmemiştim. Takip etmeye değecek kadar kaliteli olduğunu düşünmüyorum.
-Blogunuzda neden Google Ad Sense vs. gibi bir uygulamaya yer vermiyorsunuz?Dediğim gibi, maddi bir beklenti içinde olmak benim yazılarımın düzeyini etkileyebilir. Bunun yanında okuyucuyla aramdaki samimiyeti de bozabilir. Kendisini müşteri gibi hissetmesini istemem okuyucunun.
-Son olarak yaşınızı, eğitim durumunuzu ve mesleğinizi de sorabilir miyim?22 yaşındayım. Boğaziçi üniversitesinde okuyorum, siyaset bilimi öğrencisiyim.
Tekrar çok teşekkürler, selamlar.Rica ederim, size de iyi çalışmalar.