İstanbul Grand Cevahir Kongre Merkezi 13 Şubat 2010’da Türkiye’nin “Yeni AB Stratejisi” çalışmalarına paralel gerçekleştirilen “Sivil Toplumla Diyalog” konferansı kapsamında 1000’e yakın dinleyiciyi ağırladı. Tatil günü olmasına aldırmadan, büyükelçilerin, bakanların, milletvekillerinin ve yüzlerce sivil toplum kuruluşunun temsilcilerinin hazır bulunduğu konferansta, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin öncülüğünü yaptığı “Yeni AB Stratejisi”nin tanıtımı ve bu kapsamda sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilmesi planlanan çalışmalar konuşuldu.
Sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine söz verilmeden önce yapılan açılış konuşmalarında birçok saygı değer isim Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde bu zamana kadar önemli bir yol kat ettiğine ve ancak bu sürecin olumlu bir şekilde sonuçlanması için çalışmaların dikkatle devam etmesi gerektiğine; bu yolda da sivil toplumun ne kadar etkili bir rol oynayabileceğine dikkat çektiler. Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının devlet otoritesini denetleyici ya da uyarıcı yönü ve özel alan ile devlet alanı arasındaki aracı konumu, Avrupa’da bu alanda olgunlaşmış sayılabilecek birçok örneğine nazaran daha dar kapsamda ve arzulanandan zayıf bir durumda olsa da; 13 şubat günü bir örneğini gördüğümüz çalışmalar ile Avrupa Birliği’ne giriş yolunda daha çok önem verilmesi gerektiğine karar verilen sivil toplum anlayışının ve bu anlayışı temsil eden sivil toplum örgütleriyle kurulacak düşünce alışverişi trafiğinin, sivil toplum fikrinin hak ettiği değeri bulmasında sürece ivme kazandıracağını düşünüyorum.
Konferansın açılış kısmında kürsüye ilk çıkan kişi olan Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Marc Pierini yaptığı konuşmada, gelişmesi arzulanan sivil toplum anlayışının üyelik sürecimize katacağı aktif ve katılımcı kimliğin, sadece hükümeti değil bütün toplumu ilgilendiren müzakere sürecinde yaratacağı farklılığa dikkat çekti. Türkiye'de iyi organize olmuş ve çeşitlilik içeren aktif sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Pierini, konuşmasının devamında Avrupa Birliği’nin üye ülkelere sağladığı doğrudan ve pratik faydaları vurgulayarak Türkiye’nin üyelik sürecinin bireylere sağlayacağı yüksek standartları hatırlattı.
İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Joan Clo da konuşmasında hükümetin müzakere sürecinde öncü olduğunu ancak süreci asıl devam ettirecek olanın sivil toplumun ve bireylerin olduğunu söyleyerek sivil toplumun rolünü vurguladı. AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır ise Türkiye’nin Yeni AB Stratejisi’ni işaret ederek, Türkiye'nin müktesebatının 2013'e kadar AB müktesebatıyla tam uyumlu hale getirilmesinin hedeflendiğini belirtti.
Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi’nin ilk Türk ve Müslüman başkanı olan Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa’nın ortak değerlerini paylaşmanın ve bu değerlere katkıda bulunmanın önemini vurgularken sivil toplumun da desteği ile Türkiye’nin üyelik sürecindeki kararlı tutumunun devam etmesi gerektiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Nasıl bugün Avrupa Konseyinin başında daha 2004'e kadar denetlenen Türkiye'den bir başkan varsa, Türkiye yakın bir süre içinde AB'ye tam üye olacaktır. Bu inançla yola devam etmeliyiz''.
Sivil toplum kuruluşlarının taleplerinin dinleneceği kısım öncesinde kürsüye geçen son kişi olan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise konuşmasına üyelik çalışmalarının odağı haline getirilen İstanbul’un çok kültürlü yapısına ve tarihine dikkat çekerek, İstanbulsuz bir Avrupa’nın olamayacağını vurguladı. Bu bağlamda, toplumun ve tek tek bireylerin ortak paydasının AB süreci olması gerektiğini ve liderlerin görüşlerinin önemli olmasına rağmen asıl kazanılması gerekenin sivil toplumun katılımcı kimliği olduğuna dikkat çeken Bağış, 1923’ten sonraki en büyük proje olarak nitelediği AB’ye üyelik müzakerelerinin, Türkiye’nin çağdaşlaşması ve dönüşümü için çok önemli bir role sahip olduğuna dikkat çekti.
Açılış kısmının ardından sırayla kürsüye gelen sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, müzakere sürecinin önemini, sürece olan desteklerini ve devletten taleplerini dile getirdiler. Temsilcilerin kürsüdeki konuşmaları arasında en çok dikkat çeken ve alkış alan ise, Horasanlı düşünür Câmi ile derdini konuşmadan anlatan müritlerin yer aldığı Suskunlar Meclisi isimli dergâhın arasında geçen hikayeydi.
Anlatılana göre, dergâha katılmak isteyen Câmi, dergâhın kapısından yeni mürit istemedikleri anlamına gelen ağzına kadar su dolu bir bardak ile geri çevrilir. Bunun üzerine Câmi, su dolu bardağın üzerine bir gül yaprağı koyar ve suyun taşmaması neticesinde dergâha kabul edilir. Burada takdir edersiniz ki gül yaprağının güzelliği ve hafifliği kadar dergâha kabul edilirkenki ince düşünce de dikkat çekicidir. Şu halde, Türkiye’nin bir gül yaprağı kadar hafif olması için sivil toplumun ve müzakereye yön verenlerin iş birliği göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir diye düşünüyorum.
AÇMÖF Boğaziçi Bülten, yıl: 4, sayı: 3
Sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine söz verilmeden önce yapılan açılış konuşmalarında birçok saygı değer isim Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde bu zamana kadar önemli bir yol kat ettiğine ve ancak bu sürecin olumlu bir şekilde sonuçlanması için çalışmaların dikkatle devam etmesi gerektiğine; bu yolda da sivil toplumun ne kadar etkili bir rol oynayabileceğine dikkat çektiler. Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının devlet otoritesini denetleyici ya da uyarıcı yönü ve özel alan ile devlet alanı arasındaki aracı konumu, Avrupa’da bu alanda olgunlaşmış sayılabilecek birçok örneğine nazaran daha dar kapsamda ve arzulanandan zayıf bir durumda olsa da; 13 şubat günü bir örneğini gördüğümüz çalışmalar ile Avrupa Birliği’ne giriş yolunda daha çok önem verilmesi gerektiğine karar verilen sivil toplum anlayışının ve bu anlayışı temsil eden sivil toplum örgütleriyle kurulacak düşünce alışverişi trafiğinin, sivil toplum fikrinin hak ettiği değeri bulmasında sürece ivme kazandıracağını düşünüyorum.
Konferansın açılış kısmında kürsüye ilk çıkan kişi olan Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Marc Pierini yaptığı konuşmada, gelişmesi arzulanan sivil toplum anlayışının üyelik sürecimize katacağı aktif ve katılımcı kimliğin, sadece hükümeti değil bütün toplumu ilgilendiren müzakere sürecinde yaratacağı farklılığa dikkat çekti. Türkiye'de iyi organize olmuş ve çeşitlilik içeren aktif sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Pierini, konuşmasının devamında Avrupa Birliği’nin üye ülkelere sağladığı doğrudan ve pratik faydaları vurgulayarak Türkiye’nin üyelik sürecinin bireylere sağlayacağı yüksek standartları hatırlattı.
İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Joan Clo da konuşmasında hükümetin müzakere sürecinde öncü olduğunu ancak süreci asıl devam ettirecek olanın sivil toplumun ve bireylerin olduğunu söyleyerek sivil toplumun rolünü vurguladı. AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır ise Türkiye’nin Yeni AB Stratejisi’ni işaret ederek, Türkiye'nin müktesebatının 2013'e kadar AB müktesebatıyla tam uyumlu hale getirilmesinin hedeflendiğini belirtti.
Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi’nin ilk Türk ve Müslüman başkanı olan Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa’nın ortak değerlerini paylaşmanın ve bu değerlere katkıda bulunmanın önemini vurgularken sivil toplumun da desteği ile Türkiye’nin üyelik sürecindeki kararlı tutumunun devam etmesi gerektiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Nasıl bugün Avrupa Konseyinin başında daha 2004'e kadar denetlenen Türkiye'den bir başkan varsa, Türkiye yakın bir süre içinde AB'ye tam üye olacaktır. Bu inançla yola devam etmeliyiz''.
Sivil toplum kuruluşlarının taleplerinin dinleneceği kısım öncesinde kürsüye geçen son kişi olan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise konuşmasına üyelik çalışmalarının odağı haline getirilen İstanbul’un çok kültürlü yapısına ve tarihine dikkat çekerek, İstanbulsuz bir Avrupa’nın olamayacağını vurguladı. Bu bağlamda, toplumun ve tek tek bireylerin ortak paydasının AB süreci olması gerektiğini ve liderlerin görüşlerinin önemli olmasına rağmen asıl kazanılması gerekenin sivil toplumun katılımcı kimliği olduğuna dikkat çeken Bağış, 1923’ten sonraki en büyük proje olarak nitelediği AB’ye üyelik müzakerelerinin, Türkiye’nin çağdaşlaşması ve dönüşümü için çok önemli bir role sahip olduğuna dikkat çekti.
Açılış kısmının ardından sırayla kürsüye gelen sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, müzakere sürecinin önemini, sürece olan desteklerini ve devletten taleplerini dile getirdiler. Temsilcilerin kürsüdeki konuşmaları arasında en çok dikkat çeken ve alkış alan ise, Horasanlı düşünür Câmi ile derdini konuşmadan anlatan müritlerin yer aldığı Suskunlar Meclisi isimli dergâhın arasında geçen hikayeydi.
Anlatılana göre, dergâha katılmak isteyen Câmi, dergâhın kapısından yeni mürit istemedikleri anlamına gelen ağzına kadar su dolu bir bardak ile geri çevrilir. Bunun üzerine Câmi, su dolu bardağın üzerine bir gül yaprağı koyar ve suyun taşmaması neticesinde dergâha kabul edilir. Burada takdir edersiniz ki gül yaprağının güzelliği ve hafifliği kadar dergâha kabul edilirkenki ince düşünce de dikkat çekicidir. Şu halde, Türkiye’nin bir gül yaprağı kadar hafif olması için sivil toplumun ve müzakereye yön verenlerin iş birliği göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir diye düşünüyorum.
AÇMÖF Boğaziçi Bülten, yıl: 4, sayı: 3
mevzu: gündem
0 Comments:
Subscribe to:
Kayıt Yorumları (Atom)
